12 Aralık 2014 Cuma

Mujdemi isterim..

En son yazdigim yazida biraz hastaydim, bedenen degil, ruhen. Acaba diyordum vitaminsizlik mi, mevsimsel mi vs. vs. kirk tane bahane. O donem birkac gunlugune seyahate ciktik sevgili esimle. Ohhhh misss kendime geldim, meger bana lazim olan sadece hava degisikligiymis. Hasta fln degilmisim, cok sukur :)
Seyahatimiz sonrasi donduk sicacik evimize, Noel ruhu da geldi catti kapimiza. 
Nedir bu Noel agaclarinin ozelligi, isiklari mi acaba yoksa sadece yilin belli bir donemine mi ait olmasi? Zannetmiyorum ama kabul etmek de istemiyorum, Noel agacimiz 12 ay kalsa evimizde 12 ay severim ben onu :)

Halimizi gormeniz lazim bu aralar etrafimizdaki her sey degisiyor. Hepimiz buyuyoruz, arkadaslarimiz bebislerini aldilar kucaklarina, bambaska bir boyuta gectiler. Tabi muhabbetlerimiz de oyle :) Uyku duzeni, en iyi bebek arabasi, ek gida, emzirme vs. vs.
Simdi size durup duruken "normal mi dusunuyorsunuz" desem, bana "bizi birak esas sen normal misin" dersiniz :))) Ama ben biliyorum neyi kast ettiklerini :))
Hep soyledigim bir sey var, ne kadar dogru oldugunu son zamanlarda cok daha iyi goruyorum. Arkadaslarla beraber buyumek en guzeli. Herkes evleniyor mu, sen de elini cabuk tutucaksin canim. Dogurmaya mi basladilar, hemen al eve pekmezleri cevizleri. Malum ne zaman tutar bu is belli olmaz :)
Saka bir yana, tabi ki herkes evleniyor diye evlenilmez veya cocuk yapilmaz ama su da bir gercek ki, herkes farkli yollarda ilerledigi zaman bir sure sonra ortak bir nokta, paylasacak bir sey kalmiyor aranizda. Belli bir sure sonra her sey normale donmeye yaklastigi zaman belki kaldiginiz yerden devam edersiniz ama bunun ici iki seye ihtiyac var; gercek bir dostluk ve emek. Ve bu tek tarafin emegi ile de olmuyor, karsilikli emek vermek ve zaman ayirmak gerekiyor. Bu olamadigi zamanlarda maalesef bir zamanlar her gun gorustugunuz, acil durumda aranacak kisiniz olan arkadaslarinizin sesini bile unutuyorsunuz...

Uzulmemek lazim, hayatin gercegi, ama yine de vazgecmeyin sevdiklerinizden olur mu? 








19 Kasım 2014 Çarşamba

Doktor doktor soyle bana derdim ne?

Son zamanlarda kendimi taniyamaz oldum, iyi anlamda degil ama. Hani guzel yeni gelismeler, aliskanliklar, arkadaslar vs. degil beni ben olmaktan cikartan. 
Derdimi acikca soylersem anlatmasi da anlamasi da daha kolay olacak sanirim. Hani biraz hasta oldugunuz sabahlarda hic yataktan cikmak istemez ya insan hele bir de hava yagmurluysa :) Iste ben de tam o ruh hali icindeyim, hasta degilim cok sukur zaten hasta olsam da simdiye kadar bu kadar yatmaya yuz kere iyilesmis olurdum. Evet minik bir sebebim var halsizligim icin ama benim esas sorunum fiziki halsikzlik de degil sanki, ruhumun hali yok hatta hali var da useniyor adeta. Her seyi erteliyorum bu aralar ama her seyi, ev isi, alisveris, telefon konusmalari... Calan telefonlari bile acmiyorum bazen, konusmaya halim yok veya useniyorum. Insan konusmaya usenir mi? Usenmez sanirim, o zaman benim derdim ne? Bazen diyorum cok dert etmim bu durumu, kendiliginden gecer, demek ki buna ihtiyacim var simdilik, ama ya o zamana kadar saclarimda beyazlar cikarsa? Keske eskiden oldugu gibi annelerimizin bir cimcigi ile kendimize gelebilseydik :) Canim sIkIlIyor dedigim de ; iyidir sIkI can cabuk cikmaz derdi :)) Anneannem de ; evlendirelim o zaman seni derdi. E su an evli olduguma gore can sIkIntIma baska bir care bulmak gerek sanirim.
Isin daha da ilginci ben her zaman kendimi mesgul edecek, yapmaktan keyif alacak bir seyler bulurum hayatta, ama bu aralar useniyorum. Itiraf ediyorum; sadece useniyorum. Ne hastayim ne depresyonda sadece usengecligim tuttu. Enteresan ama hic basima gelmemisti daha once, o yuzden nasil cikicagimi da pek bilmiyorum acikcasi.. Insan kendi kendini de zorlayamiyor ki yahu, hele ki beni..
Neyse, simdi 2 gun ve 4 saattir erteledigim terziye gitmem lazim yoksa butun haftasonunu yine esofman ile gecirecegim. 
Cok enerjik, yerimde duramadigim, zip zip zipladigim gunlerden bildirmek uzere,,,
Son soz : hayat sevince guzel :)

11 Kasım 2014 Salı

Iyi gunde / Kotu gunde

Hayatta ne zaman basimiza veya bir yakinimizin basina hastalik, olum gibi uzucu bir olay gelse, hayatin, saglikli olmanin kiymetini o zaman hatirliyoruz.
Anlatmak istiyorum, insanlarin kafalarinin icini acip sokmak istiyorum bazi dusunceleri, ama maalesef ozgur iradeye sahip oldugu icin insanoglu bunu yapamiyorum. Maalesef diyorum cunku ben ki herzaman insanlarin hak ve ozgurluklerinin sonuna kadar arkasinda olan bir insanim, ama uzuluyorum. Insanlarin hayatta neyin gercekten onemli, neyin onemsiz oldugunu bilmemelerine, farkinda olmadan yasamalarina uzuluyorum. Bu yasadiklari gunler bir daha geri gelmeyecek, sevdiklerinin yarin yanlarinda olacaklarinin bir garantisi yok. Bunu boyle soyleyince herkes istisnasiz, "evet biliyorum" diyor. Ancak is bildikleri dogrultusunda yasamaya geldigi zaman tik yok.

Son zamanlarda cok uzucu bir sey daha gozlemliyorum: Maalesef sevdiklerimizin guzel gunlerinde onlara ayiracak vaktimiz yok ama soz konusu kotu gun oldugu zaman hemen ordayiz. Bunun nesi kotu diyeceginizi biliyorum ama cumleyi bir daha okuyun lutfen. Ben kotu gunde yanlarinda olmayalim demiyorum, sadece kotu gunde yanlarinda olmak icin ugrastigimiz kadar iyi gunde de yanlarinda olalim diyorum. 
Hic bir yakininizin dogum gununu kutlamak icin isten izin alip baska bir sehire gittiniz mi? Peki ya o yakininiz bir akrabasini kaybetse veya cok hasta olsa onu gormek icin sadece birkac gununuz kalmis olsa? Ne isiniz olursa olsun, iki eliniz kanda olsa giderdiniz degil mi?
Cok sevdigimiz bir arkadasimiz birkac gun once babasini kaybetti. Butun sevenleri islerini guclerini birakip acisini paylasmak icin yanina geldi. Kimisi patronuna karsi gelip isten cikip geldi, kimisi 1 gun icin 24 saat otobus yolculugu yapti. Ama ayni arkadasimiz babasina supriz bir dogum gunu yapmak isteseydi, bu insanlardan sadece yakinda ve musait olanlar gelecekti. Kimseyi suclamiyorum, asla, sadece insanlarin kotu gunlere gosterdigi hassasiyet ve ozeni iyi gunlere de gostermesi gerektigini dusunuyorum. Sonucta saglikla, agiz tadiyla gecirecek kac gunumuz oldugunu nereden biliyoruz ki?
Sanirim sevgili esimin soyledigi bir soz kendimi cok daha iyi anlatmama yardimci olacak. Bir gun demisti ki: "Cenazeleri hic sevmiyorum ama butun aileyi bir araya topluyor." 

Benim anneannem: "ne yapacaksaniz benim sagligimda yapin, ben oldukten sonra hicbir kiymeti yok", derdi. Cok da dogru derdi. Anneannecigim ben seni anladim ama maalesef kimseye anlatamiyorum :(
Insallah herkesin bir gun gercekten neyin onemli oldgunu anlayarak yasadigi gunlere...







5 Ekim 2014 Pazar

Ben Ozgur(mu) (y)um...

Kendinizi ozgur hissediyor musunuz?

Ozgur olmak icin illa ki Nil Karaibrahimgil'in "Ben Ozgurum" sarkisindaki gibi sirtimiza cantalari alip kendimizi yollara vurmamiza gerek yok.
Canimiz bir sey yapmak istediginde bunu yapabiliyorsak eger veya tam tersi istemedigimiz seyleri yapmayabiliyorsak, oldukca ozgur sayiliriz. 

En son ne zaman birine "gercekten" ne dusundugunuzu soylediniz? Uzun zaman mi oldu? Hayirdir, karsinizdakini kirmak mi istemiyorsunuz yoksa, ne kadar da naziksiniz. Yoksa size, oyle yaparsaniz bunun "ayip" olacagi mi ogretildi? Yoksa hepsinin altinda aslinda sevilme, takdir edilme arzumuz yatiyor da, karsimizdakini kirarsak bizi sevmeyeceginden mi korkuyoruz?
Cocukken hepimize etrafimiz tarafindan "sevilen,takdir edilen" bir cocuk olmamizin ne kadar onemli bir sey oldugu ogretilmedi mi? Hatta komsunun cocuklari her zaman gozunu oymak istedigimiz kadar mukemmel degil miydi?

Peki ya kendimizi sevmek? Hagimizin ailesi "yavrum once sen kendini sev, once sen bil ne oldugunu, kim oldugunu, baskasinin ne bildigi onemli degil" demistir? Diyemezlerdi ki; cunku onlari da anne babalari hep elalem ne der diye yetistirmemis miydi? 

Iste bu noktada artik bizim bu donguyu kirmamiz gerektigini dusunuyorum. Yetistirdigimiz cocuklarla yeni bir donem baslatmaliyiz. Farkindaligi yuksek, kendini bilen, asla saygisiz degil ama "mahalle baskisi"na pabuc birakmayan, sevmeyi bilen, icinde sevgi icermeyen sayginin ne kadar bos oldugunu bilen, sadece kendine benzeyeni degil kendine benzemeyenleri de sevmeyi, onlara saygi gostermeyi bilen bir nesil yetistirmemiz lazim. 

Inaniyorum ki; eger zamaninda birileri de cocuklarini bu sekilde yetistirseydi yasadigimiz ulke bugun bu halde olmazdi.

Bu arada en basa donersek eger, ozgurluk diyordum, guzel sey - di. Nedense kendimi ozgur hissetmeyeli uzun zaman olmus da gecen gun tesadufen farkettim. Biliyorum buyuyoruz, sorumluluklarimiz artiyor filan derken eski yillardaki gibi bir ozgurluk pek mumkun olmuyor. 
Ancak unutmamamiz gerekir ki; sorumluluklarimizin artmasi sadece fiziksel olarak ozgurlugumuzu kisitlayabilir. Zihnimizde ozgurlugumuzu kaybetmek, bunun sorumlusunu uzaklarda aramamiza gerek yok, bunun tek sorumlusu ancak ve ancak kendimiz olabiliriz, ve buna izin vermemeliyiz.
Durust olacak kadar cesur olmali ve yere saglam basmaliyiz.

23 Eylül 2014 Salı

Bir Kosturmacadir Gidiyor

Hic kendinizi bahane uydururken yakaliyor musunuz?
3 Agustostan beri hicbir sey yazmamisim, simdi dusunuyorum neden acaba ben ne yaptim bunca zaman diye. Cevabim hazir; aman bir kosturmacadir gidiyor, her haftasonu bir dugun, bir orasi,bir surasi bir burasi derken yollarda mekik dokuyorum vs. vs. vs. 
Bana "ne yapiyorsun, gunlerin nasil geciyor" diyenlere de cevabim hazir: "aman bir kosturmaca anlamiyorum nasil geciyor." Yani beni duyan da ciddi maraton kosuyorum falan zanneder. Neyin kosturmacasi bu? Gercekten kosturuyor muyum, yoksa bosluktan oyle bir yayilmisim ki zaman nasil geciyor anlamiyorum, soranlara da kuyruklu yalan mi soyluyorum? Ozellikle calisan birisi sorduysa bu soruyu elle tutulur bir sey gostermek istiyorum. Nedense artik, evde keyif yapmak, cok rahat bir hayat yasamak, bir elin yagda bir elin balda olmak suc mu, ayip mi, nedir yani?
Ama yok ben biliyorum derdimi, kendimi gelsitirmem lazim, okumam, arastirmam, yeni bir seyler ogrenmem lazim. Bunlari yapmadigim icin kendimi kotu hissediyorum. Yoksa calisan insanin da hayati ayni; bir kosturmcadair gitmiyor mu? Her sabah kalk ise git, aksam en iyi ihtimalle 17:15 e kadar isin olsa da olmasa da mecbur ofiste bulun, isten cik, eve git, yemek hazirla, yemek ye, masayi topla, saat oldu min. 21:00, zaten 23:00 den gec yattin mi sabah kalkmak ayri bir iskence, o yuzden erkenden yataga git, hop bir bakmissin gun bitmis. 
Ne is yaparsak yapalim, cok yogun da olsak, cok bos vaktimiz de olsa, onemli olan; firsat yaratmak, kendimizi gelistirmek, hicbir sey yapmasak bile durup dusunmek icin zaman ayirmak.
Bu Eylul ayi itibariyle her sey farkli olacakti, bir baktim Eylul bitmis, darisi Ekim'e umarim...





3 Ağustos 2014 Pazar

Hayat Guzeldir!

Hayatin en guzel tarafi ne biliyor musunuz? 
Her seyin gelip gecici olmasi; mevsimlerin, hastaliklarin, iliskilerin, kariyerin, yasanan uzucu olaylarin, acilarin... Her sey zittiyla tanimlaniyor zaten evrende. Karanlik olmadan aydinligi, aci olmadan tatliyi, hastalik olmadan sagligi anlayamayiz, bilemeyiz. Bazen ayriliklar bile iyi gelir iliskilere, ya onun senin icin ne kadar onemli oldugunu anlarsin, ya da onsuz ne kadar iyi oldugunu.
Insan omru bile bir zaman geldiginde bitecegi icin anlamlidir. 

Hayatta her sey degismeli, donusmelidir. Degismeyen sey olmeye mahkumdur. 
Cok guzel bir soz okumustum bir yerde, diyordu ki: "Bundan tam 10 yil sonra her seyin simdi oldugu gibi mi kalmasini isterdin? Eger istemiyorsan o zaman nicin degisime bu kadar karsisin?"

Bu aralar oldukca mutlu bir donemden geciyorum, sebepsiz yere, gecen ay beni mutsuz eden seyler bu ay hic gozume batmiyor hatta mutlu bile ediyor beni. 
Demek ki sorun neymis bizim "algi"mizmis, biz olaylari nasil yorumlarsak olaylar o kiliga burunuyormus meger. 
Boyle soyledigime bakmayin bu gercegi yillardir biliyorum ama bazen bilmek yetmiyor. Ona bakarsaniz e=m*c2 yi de biliyorum ama ne ifade ettigi hakkinda hicbir fikrim yok :)

Herkese yasadigi anin kiymetini bildigi, zorluklar icerisindeyse bile bunun gelip gecici oldugunu aklindan cikarmadigi mutlu mesut bir gun olsun...




13 Temmuz 2014 Pazar

Hasta Olmak mi Zor, Hasta Yakini Olmak mi?

Su an sihirli bir lamba bulsam, icinden bir cin ciksa, tek bir dilek hakkim olsa, sadece "sabir" dilerdim. Allahim lütfen bir lamba ve de bir cin istiyorum senden. Lambasiz cin de olur, yeter ki bana sabir versin.

2 hafta once babam beyin kanamasi geçirdi. Ameliyata girdiği gece sabaha kadar agladim, korktum onu bir daha göremeyeceğim diye. Sabah ilk ucakla yanına gittim. 2 gun yogun bakimda kaldi, 5 dakika yanina girmek için saatlerce bekledim. Yogun bakimdan ciktigi ilk gun tum gece basinda gozumu kirpmadim. Yeter ki babam iyi olsundu. Isin ironik tarafi kendisi hayati boyunca 1 gecesini bile uykusuz geçirmemiştir benim için ama olsun o benim babam sonuçta ve ben onun için her seyi yaparim - daha doğrusu yapardim.

An itibariyle 15 gundur hastanedeyiz, her gunumuzu birbirinden daha cekilmez hale getiren babama bakiyoruz. Simdi bize sabirli olmamizi, durumun onun için cok daha zor olduğunu, ona hep moral vermemizi falan söyleyeceksiniz. Ben de size gönüllüyseniz eger gelip babamla 24 saat geçirmeniz karsiliginda ne dilerseniz yapacagimi soyluyorum.

Hasta iyileşmeyi once kendisi istemeli. Kendi iyileşmek istese ve bunun için bize cektirmedigi sey kalmasa tamam kabulumuz her seye peki. Ama babam iyilesmek yerine hasta kalmak için ugrasiyor adeta.
Sigara içtiği için beyin kanamasi geçiren bir adam hala daha günde 10 kere sigara ister mi? Elimizden gelen her seyi yapıyoruz kendisi için ama doktorlarin yasak dediği seyleri yapamayiz ki ve bu yüzden su an bizden daha kotusu yok babamin gözünde. İnsan kendisine bakan, her sekilde yardim eden kişilere bir teşekkür etmez mi, bir minnet duymaz mi? Hadi tesekkuru gectim bir tatli soz cok mu? Biz mi hasta ettik onu, biz mi sebep olduk yasadiklarina, ben değil miydim günlerce doktora gitmesi için dil doken, annem değil miydi her seyi bu kadar kafasına takmamasini söyleyen, agbim değil miydi isle ilgili tum yuku üzerinden alan?

Ben hepimizin dünyaya gelmeden once icine dogacagimiz aileyi ve yasamak istediğimiz tecrübeyi - tecrübeleri sectiğimize inaniyorum. Cok merak ediyorum acaba bu babayi seçerek hangi tecrübeyi yasamak istemiş olabilirim ya da sadece annemi mi seçtim, babam da onla beraber mecburen geldi? Peki ya annem o nasil bir tecrübe yasamak istemis olabilir ? Mazosist bir ruh muydu acaba:)

Sorun sadece hasta olduğu zaman ki ruh hali değil ki, her zaman egoist ve bencil bir adamdi benim babam. Ilgisiz bir es ve ilgisiz bir baba. Annem hastanede kaldigimiz sure boyunca oyle seyler anlatti ki bana, babamla ilgili, evliliklerinin ilk yillari ile ilgili. Adeta kanim dondu dinledikçe, canim annem anlatmamis kimselere bugüne kadar, içine ata ata sonunda safra kesesinde 35 mm lik kist olmuş. Insallah ciddi bir sey değil, yarin doktor sonuclara bakacak tekrar.

Yani uzun lafin kisasi, babamin bu hastaligindan cok sey öğrendim su 15 gun icerisinde. En önemlisi gerçekten hayatta en önemli seyin "sagligimiz" oldugu gercegi beynimin her kosesine kazindi iyice. Hatta bundan sonra da unutmamak için vücuduma dövmesini yaptirmayi düsünüyorum. Dovme yaptirmayi düşünenler bence isim yazdırmakmis, yin yang dövmeleriymiş yok kelebek cicek böcek, Afrika kabilelerinin sembollerini fln biraksinlar bir kenara, ilk once hayatta hepimiz için gerçekten önemli olan ilk seyin dövmesini yaptirsinlar.

Sabah yataktan yardimsiz kalkabiliyorsak eger, iki elimizle yuzumuzu yikayip, dişlerimizi fircalarken ayakta durabiliyorsak, geri kalan her sey bos. 

Bugüne kadar yazdigim yazilardaki tum sikayetlerimi unutun, saglikli olduğum ve sevgi dolu bir ese sahip olduğum için SUKREDIYORUM!


25 Haziran 2014 Çarşamba

Bir Mesele Daha Var; Degismek ya da Degismemek

Degisim hakkinda ne dusunuyorsunuz desem, eminim bunu sonuna kadar desteklediginizi, cok gerekli bir sey oldugunu, degisim = gelisim demek oldugunu soylerdiniz. Degismezsek/gelismezsek hala daha mumla aydinlaniyor, at arabalari ile seyahat ediyor olurduk derdiniz. Aslinda sonuncu ornegi genelde hep ben veririm :)

Ama etrafinizdaki seylerin degil de sizin kendinizin degismesinden bahsediyor olsaydim ne derdiniz bana? Yine ayni cevaplari mi verirdiniz? Muhtemelen verirdiniz ama is uygulamaya gelince...? 

Ben hayatim boyunca degisimi destekleyen biri gibi gosterdim kendimi ama aslinda bir o kadar da sevmezdim, icten ice hicbir sey degismesin isterdim. Hep universite veya lise veya ortaokul veya ilkokul yillarinda kalalim, hocalarimiz hic degismesin, ailemizden hic ayrilmayalim, sevgilim hep sevgilim olarak kalsin, arkadaslarim uzaga tasinmasin... Kendime bir "comfort zone" kurdugum zaman bu hic degismesin isterdim. Bilinenin verdigi guven ve huzur. Yeniden baslamaya usenmek biraz da, ama en cok eskisi kadar iyi olmazsa hissi belki de. Aslinda tamamen cocukca bir ruh hali. Annesinden ayrilmak istemeyen cocuk misali, sevdigi seylerden ayrilmak istemeyen ama gercegi de yuksek sesle dile getirmeyen ben. 
Sonunda ne oldu, degisimi sevmiyorum ama bir taraftanda bunun yasamamiz icin gerekli oldugunu bildigimden kendimi tam ortasina attim bu durumun. 
Artik her sabah yataktan kalktigimda gordugum sehir farkli, yurudugum sokaklar farkli, gordugum kafeler, magazalar farkli, sokaktaki insanlar farkli. Bitmedi; her sabah kalkip yaptigim seyler eskisinden farkli, belki daha keyifli ama sonucta degistiler, gunumu nasil gecirdigim eskisinden tamamen farkli. Gun hala 24 saat ama o gunu benim bildigim "ben" yasamiyor sanki. 
Hayatindaki her sey birden degistigi zaman kendin kendine yabanci geliyorsun. Adeta bu yeni "ben"i tanimiyorum, neleri sever, neler yapmak ister, neler onu mutsuz eder, sorumluluklari neler, hayattan beklentisi nedir, bilmiyorum cunku daha once hic yasamadigim bir cevrede daha once hic yasamadigim olaylar yasiyorum. 
Bir "yeni" ben oluyorum ve oyle yasiyorum sonra birden "eski" ben icerden bir yerlerden durtuyor beni, bu sen degilsin diyor, benim tanidigim sen bunlari hic yapmazdin diyor. Ben eski beni coook severdim ve su an sevdigim birinden ayrilmisim gibi geliyor.
Yeni beni de severim tabi -gerci daha yeni taniyoruz birbirimiz- cunku o da "benim" sonucta ama eski ben daha ozgurdu, daha farkli sorumluluklari vardi, daha dogrusu kendinen ve isinden baska hicbir sorumlulugu yoktu, bir seyi cani isterse yapar istemezse yapmazdi, kimse de onu zorlamaz - zorlayamazdi. Evet belki biraz yalnizdi ama yalnizligina da alismisti, yalnizligini da sevmisti. Ne kadar farkli ifadeler kullanirsam kullanayim aslinda eski ben yalniz ve ozgurdu. Yalnizligindan sikayet ederdi ama alismis demek ki ki simdi yeni durumlar cok zor geliyor ona.
Bazen sadece evde yalniz kalmak ve hicbir sey yapmamak istiyorum, kimseyle konusmamak, kimseyi gormemek cunku bu bana eski beni hatirlatiyor, ozledigim beni.

Biliyorum biliyorum kulaga sacma ve cilginca geliyor, eskisi de yenisi de benden sadece tek bir tane var, daha sizofrenik vaka olmadim ama boyle garip bir his kapliyor icimi zaman zaman. O zamanlarda da ya birinin dogum gunu ya gecmis olsun ziyareti ya katilinmasi gereken bir yemek cikiyor illaki. Hani o gel git gunlerinde yapmam gereken hicbir sey olmasa kendi kendime atlatacagim belki ama hep mi denk gelir!!!

Biliyorum, bir gun yeni bir yazi yazacagim, basligi "yeni beni cok sevdik" olacak, ama o yaziyi ne zaman yazarim su an hic bilmiyorum.







24 Haziran 2014 Salı

Yapmak ya da Yapmamak, Iste Butun Mesele Bu


Yapamiyorum, hicbir zaman yapamadim zaten. Biraz soguk, mesafeli bir durusum hicbir zaman olmadi. Bir seyi ya sevecegim ya uzak duracagim. Icimden geliyorsa yapacagim, gelmiyorsa neden yapayim ki? Ben de herkes gibi bir kere gelmedim mi bu dunyaya? Istemedigimiz seyleri yapacak kadar uzun mu zannediyoruz bu hayati? Ne zaman bitecegini nerden biliyoruz ki? 
Tahammul edemiyorum "-mis" gibi yapmaya. Etrafiniza bir bakin, -mis gibi yapan insanlar... Seviyormus gibi yapanlar, sevmiyormus gibi yapanlar, icinden geliyormus gibi yapanlar, istemem yan cebime koy diyenler, cok parasi varmis gibi yapanlar, parasi yokmus gibi yapanlar demek isterdim ama maalesef kendini oldugundan daha mutevazi gosterecek cok az insan biliyorum. Herkeste oldugundan farkli biri gibi gorunme cabasi. Neden acaba? Sevilme, takdir edilme ihtiyaci mi? Yoksa ayni seylerin kendine yapilmasi beklentisi mi? Mahalle baskisi mi, yetistirilme tarzi mi? Peki ya seni yetistirenler...? Ne kadar ozgur ve bilincli bir sekilde yetistirdiler seni? Nerden biliyorsun onlarin da "etraf ne der" kaygisindan boyle davranmadigini? Peki sen de sorgulamazsan olanlari, ilerde sen de ayni yanlislari yapmayacak misin? 
Peki ya etrafindaki herkesin seninle ayni fikirde olmamasini ne kadar anlayisla karsilayabiliyorsun? Yeryuzundeki milyarlarca insanin parmak izi birbirinden farkliyken, ayni evde ayni anne babanin yetistirdigi iki kardes bile birbirinden farkliyken, farkliliga bu kadar tahammulsuzluk niye? Neden korkuyorsun? Insanoglu herzaman bilinmeyenden korktu ve ne yazik ki bilmesi icin yapmasi gereken tek sey "dinlemek"ti, kulaklariyla degil, kalbiyle... ve bunu bile yapmadi. Cunku dinlerse hak verebilirdi ama yuksek egosu baskasinin hakliligini kabul ederse bu kendi haksiz oldugu anlamina gelmiyor muydu? Aslinda tabi ki o anlama gelmiyor ama egomuz bu sekilde islemiyor. 
Egomuzun isleyis seklini cok iyi bilip, gerektiginde ona uzun uzun anlatmamiz gerekiyor, artik kucuk bir cocuk olmadigimizi, kimsenin bize kizmaya hakki olmadigini, kendini savunmak zorunda olmadigini, yanlis yapsa bile kimsenin onu cezalandirmayacagini, aslinda yalnis diye bir sey olmadigini hepsinin gelisim yolunda atilmasi gereken adimlar oldugunu... 
Peki size bir sey sorayim; birini icinden geldigi icin mi aramak daha degerlidir, yoksa baskasi aramani soyledigi icin aramak mi? Ben birini kandirip, "-mis" gibi yapip nasil aksam yastiga kafami rahat koyabilirim ki? Kac yasina geldim hic utanma yok mu bende de karsimdakini kandiriyorum. Ustelik neden yapiyorum bunu; o kisi mutlu olsun diye... Simdi mutlulugun disardan birinin bize verdigi bir sey olmadigini, icimizde oldugunu vs. hic soylemeyecegim ama oyle. Hayatta neyi yaparsak yapalim, karsimizdakini degil kendimizi mutlu etmek icin yapmaliyiz. Karsimizdaki bizi "gercekten" seviyorsa zaten mutlu olur bizim mutlulugumuzla. Bunun disindaki tum davranislar bir seyleri "feda" edip bundan "kar" etmek amaciyla yapiliyordur ve sonu, sahtekarligin etik yanlisligi disinda cesit cesit hastaliga davetiye cikarmasidir. Ben ne zaman baskalarinin mutlulugu icin degil kendi mutlulugumuz icin bir seyler yapilmali desem, bircok kisinin kulagina "bencilce" gelir bu sozler .Tik tik oradaki; burada yazilanlari yuzundeki gozlerle degil, kalbindeki gozlerle oku lutfen. Daha da baska bir sey soyleyemem sana keza ayni dili konusmuyoruz ki kelimelerle anlatabileyim kendimi sana.
"Senin icin ....... yaptim." boslugu istediginiz herhangi bir seyle tamamlayabilirsiniz, eger bu cumleyi gun asiri kullaniyorsaniz, illa yuksek sesle dile getirmeniz gerekmez, icinizden geciriyorsaniz bile artik baskalarini mutlu etmeye calisip, bundan medet ummak yerine, kendi mutlulugunuz icin bir seyler yapma zamaninizin gelmis demektir.






2 Haziran 2014 Pazartesi

Bu Bir Alkali Diyet Yazisi Degil!

Evlendikten sonra 5 ayda 6 kilo alinca, uzerine bir de yaz gelince her Turk kadini gibi bende de alarmlar calmaya basladi tabii. Subat ayindan beri vermeye calistigim kilolar, adeta ben "git" dedikce "gel" hatta "yatiya kal" diyorum anladilar. Yeni evli olmamiz ve yeni bir eve cikmis olmamiz sebebiyle (yanlis anlasilmasin evlendikten sonra ikinci bir yere tasinmadik, evlendik ve yeni kurdugumuz evde yasamaya basladik ama bulundugum yerde, evlenmek bir ziyaret sebebi, yeni bir evde yasamaya baslamak da ayri bir ziyaret sebebi) gelenimiz gidenimiz birkac ay bitmedi, cok sukur. O kadar ki, korkudan yazlik bir eve tasinmak yerine otelde kalmaya karar verdik bu sene. Simdi o kadar insana bir kere daha is cikarmayalim dedik :) 
E simdi yeni evlisin, bu yoreye disardan gelmissin, insanlar merak eder, konusmak ister. Onlara biraz malzeme vermek lazim:) Evini nasil dekore etmissin, esyalarini nereden almissin, dugune gelip gorduler yetmez dugun fotograflarini hatta dugun videosunu da gormek isterler. Ne giymissin, ikram icin ne hazirlamissin, hangilerini "kendi ellerinle" yapmissin... bunlar hep gundemi mesgul eden konular tabii.
Misafir gelmeden once aman kizim yabanci degil onlar cok bir sey yapma derler, o gun geldiginde bunlari katli kurabiyelige koyma, ayri ayri tabaklara koy daha cok gorunsun derler. Misafir gelecegi zaman cikar gumus esyalarini onlar gidince begenmiyorsan kaldirirsin derler. Iki dakika mutfaga gidip geldiginde, salonun degismis dekorasyonunu gorunce - sasar kalirsin, isik hizini cozmus hatta asmis bu insanlar helal olsun dersin. 101 farkli obje 101 farkli sekilde nasil yerlestirilir diye sor, en usta ic mimarlar halt eder yanlarinda. Boyle guzel eglenceli bir yer burasi anlayacaginiz.
E durum boyle olunca, gectigimiz 5 ay boyunca kendimi sabah 7 de kek cirparken mi bulmadim, yoksa aksam 11 de tiramisu yaparken mi hic sormayin. Ben de 40 yillik tecrubeli ev hanimi degilim tabii, bir yemek yaparim 1 makine bulasik cikaririm. Soganlari ayri tahtada dograrim, kabaklari ayri. Ikisi ayni yemege giriyor ama olsun :) Sogan, sarimsak dogramadan once mutlaka eldivenlerimi takarim, koku basimi agritmasin diye davlumbazi son hiz calistiririm, bu sefer de gurultuden basim agrir, e o kadar problem kadi kizinda da olur derim. Hem teknoloji o kadar gelismedi daha, cok da yuklenmemek lazim muhendislerimize :) Eger cevrenizde yeni fikir gelistirmek konusunda zorluk ceken bir muhendis tanidiginiz varsa hemen bana yonlendirebilirsiniz. Denizde kum, ben de ihtiyac hic bitmez. Bu dunyaya sefa surmeye gelmisim sanki. Yarim saatlik yolculukta bile arabanin klimasini 5 kere acar kapar, muzigin sesini her sarkida ayri ayarlarim. Migrenim var diye mi ben boyleyim yoksa ben boyleyim diye mi migrenim var, ayrica bunun konumuzla ne ilgisi var, tabi ki ben boyle oldugum icin bahar... (cumlenin sonu nasil bahara baglandi ustelik yaz gelmisken derseniz, bknz : Candan Ercetin, Bahar)

Evet bu bir alkali diyet yazisi olacakti, kendimce yeni ogrendigim seyleri sizinle paylasacaktim ama bambaska bir varis noktasindan ciktik bu sefer. Simdi bir daha yazmaya baslasam valla yapamam :)

Hayat da boyle degil mi zaten, bazen kafamizdaki yere gitmeye calisirken ayaklarimiz bizi bambaska yerlere goturur, zaten hayat da buna izin verdigimiz zaman heyecan verici bir yolculuk olmaya baslamiyor mu?




Herkese iyi yolculuklar, vakit yok gemi kalkiyor artik...


Wonderland'dan haberler

"Muzur" bir arkadasimin önerisi uzerine bulundugum lokasyona "wonderland" demeye karar vermis bulunuyorum.
Oyle bir wonderland ki burasi, internet baglantim yoktu :) An itibariyle bu sorun "kismen" cozuldugu icin ne kadar mutluyum anlatamam. Bu arada, internetten once ne yapıyorduk sorusunun cevabını buldum; kitap okuyorduk! 
Gectigimiz haftalar icerisinde yaklasik 1000 sayfa kitap okudum. Ne okudugumu sorarsaniz, bedenden girdim ruhtan ciktim desem yeridir.
Yasemin Soysal'in "Tek Sisman Beyniniz" kitabi ile basladim. Aysegul Coruhlu'nun "Alkali Diyet" ve "Tokuz ama Aciz" kitabi ile devam ettim. Hizimi alamadim Miyase Bulbul'un "Alkali Yasam, Alkali Mutfak" kitabinı da okudum. Ogrendigim bilgiler gercekten cok carpiciydi. Bende yasam ve beslenme aliskanliklarim uzerinde ciddi degisiklikler yapmami saglayacak kadar etkili oldu. Ancak su an "cikolatali gunlerin" geliyor olmasi ile "bana bir parca cikolata verenin kirk yil kolesi olurum" noktasindayim, insallah yakinda gececek :)
Bu kitaplar bitti, yine Yasemin Soysal'in bu sefer "Tek Suclu Beyniniz" kitabini okudum. Uzerine Louise Hay'in "Dusuncenin Iyilestirici Gucu" nu okudum. O da yetmedi, Ozer Ucuran Ciller'in "Tanri Parcaciginin Sirri" kitabina baslamistim ki, kitapta yazdigi seyleri anlamak icin ufak capta bir kuantum fizikcisi olmamiz gerektigini anladim. 



Keske kitabin uzerine "Bilimsel Bir Yaklasim" yazacaklarina; "Bogazici, ODTU veya ozel universitelerin burslu bolumlerinden mezun, fizik - kimya uzerine egitimini tamamlamis, bilmem ne alanlarinda yuksek lisans yapmis, en az 3 yil uluslararasi sirketlerin benzer pozisyonlarinda gorev almis, askerligini tamamlamis, bekar veya en az 3 yil cocuk yapmayi dusunmeyen adaylarin bu kitabi okumasi rica olunur."  yazsalardi. :))))
Okudugum kitaplardan kendime not dustugum seyleri burada da yazacagim ki evinde internet olup bu kadar bos vakti olmayan herkes faydalansin. Hem yazarken belki kendime de tekrar hatirlatmis olurum :)
Bunlarin haricinde, burada kitap okumanin disinda ki en buyuk zevkim tenis hocamin kafasina top atmak :) 
Eger bu yaziyi bir tenis hocasi okursa diye not : gercekten isteyerek yapmiyorum, ben masumum.

Wonderland'den simdilik bu kadar, internetin cektigi ilk firsatta gorusmek uzere...

Pembe Pencere'nin notu : Hayat bos, eglenin cosun canlar :)


9 Mayıs 2014 Cuma

Yaz geliyor...

Hayat sadece Istanbul'da mi hizli akiyor saniyorsunuz? Kucuk bir sehre tasindigim icin hayatimin daha yavas gececegini, daha cok bos zamanimin olacagini dusunurdum. Haftada 4 gun pilates, 2 gun tenis, ustune piyano dersi bir de yanina yabanci dil dersi alacak, kendimi pasta, borek, yemek alanlarinda gelistirecektim.

Evleneli 6 ay oldu ve ben sadece haftada 3 gun pilates yapabiliyorum (eger program disi bir sey cikmazsa) ve mutfakta kendimi gelistiriyorum, zira sevgili kocam yemek bekler her aksam :)
Yasadigim sehrin 1 saat uzaginda herkesin yazlarini gecirdigi kucuk bir sahil kasabasi var. Simdilik yasadigim yeri yazmaya cesaret edemiyorum, keza odum kopuyor es kaza buralardan biri okursa bu blogu diye. Ben zaten bu blogu icimi dokmek icin actim, kendimi yazarken de rahat hissedemeyeceksem artik te-re-lel-li-lel-li-lel-li :)))
Sevgili kocamin bu sayfiye kasabasinda ufak bir butik oteli var. Bu yazi orada gecirecegiz. 



Simdi icinizden ne kadar guzel dediginizi duyar gibiyim ama bu konunun artilarini ve eksilerini baska bir yaziya birakiyorum :)

Sezon acilmaya basladigi icin biz de yavas yavas haftanin 3-4 gununu bu yazlik kasabada gecirmeye basladik. Dolayisiyla ben sali gununden evi toplar, carsamba sabahtan hizlica birkac esya ile valiz yapar, ve esimle birlikte carsamba gunu oglen yemegine yazlik kasabamiza ulasmis oluruz. Persembe, cuma, cumartesi derken , pazar gunu gec bir oglen yemegi yer ve tekradan sehre doneriz. Pazartesi gunu valiz acmaca, evi toplamaca, biraz yemek alisverisi ustune pilates dersi derken bir bakmisim aksam olmus, ustune sabah olmus Sali gunu gelmis ve ertesi gun icin yeniden hazirliklara baslamisim :)

Bu kosturmacada bu hafta Carsamba gununden canim annemin yanina kactim, ohhh miss 3 gundur tatildeyim :) 
Evlendikten sonra en guzel tatil annenin evine gelmekmis, benden soylemesi :)

Sevgiyle kalin...



1 Mayıs 2014 Perşembe

Uzun uzun anlatasim var

Bir arkadasim var, cok sevdigim. 
Onun da bir blogu var, hatta blogu bana ilham verdi. 
Onun blogunda en cok sevdigim sey, kisa cumleler kurmasi ve bu kisa cumleleri ile istedigi tum mesajlari vermesi, anlatmak istedigi her seyi anlatmasi. 
Ben de kisa ve oz olmak istiyorum ama bu aralar acayip icimi dokesim var. 
Degil uzun seyleri kisa kisa ifade etmek, kisacik ufacik seyleri uzatasim, sayfa sayfa paylasasim var. Tum detaylari eksiksiz anlatmak istiyorum, anlatayim ki beni cok iyi anlayin ve bana "hak" verin. Aslinda isin icinde hakli cikma arzusu  olduguna gore bunu da isteyen benim canim "egom". Hani su melek mi seytan mi belli olmayan sevgili egomuz. 
Ona da hak veriyorum ama bunca senedir gordugu bildigi her seyi geride birakmis, yepyeni bir hayata acmis gozlerini. Icinde bulundugu kutudan cikmis, belki daha guzel yeni bir kutuya gircek ama bilmiyor ki bu yeni kutunun nasil bir sey oldugunu, var olma - varligini devam ettirme - hayatta kalma ic gudusuyle hareket ediyor. 
Kisacasi beni delirtiyor :)

Buyumek...

Buyudugumuzu, artik bir yetiskin oldugumuzu nasil anlariz? Hele hele evli barkli bir adam/kadin oldugumuzu?
Mesela artik ailemizin gittigi her yere gitme, her davete katilma zorunlulugumuz yoktur dimi? Ya da mesela ayni yere gitsek bile ayri ayri araclarla gidebiliriz, ve kendimiz icin uygun olan bir vakitte o yerden ayrilabiliriz. Veya imkanimiz varsa ayni evde kalmayiz dimi cunku "EV"lendik" artik, adi ustunde. Kayinpederimiz, kayinvalidemiz, gorumcelerimiz ile tuvalette karsilasmasak da olur veya esimize cilve yaparsak aman yan odadan duyulmasin diye dusunmek zorunda kalmayiz. Uyanir uyanmaz simdi ne giysem, aman sutyen takmadan odadan cikmayayim derdimiz olmaz mesela veya her yemekten once ve sonra kendi evimizde bile yapmadigimiz kadar ev isi yapmayiz hele hele evin kizlari ellerini sicak sudan soguk suya sokmazken...
Iste butun bunlar benim icin "yetiskin" olunca maruz kalmayacagimiz seyler. Daha ozgur, daha bagimsiz, daha dik, kendimize ait bir dunya, kararlari sadece kendimizin verdigi... Yetiskin olmak budur ve tabi aldigin tum kararlarin sorumlulugunu ustlenmek...
Ama burda; her seyi ma-ailece yapiyoruz. Hatta arabaya 6 kisi binmemiz gerekse bile ayni yere gidiyorsak tek araba ile gidiyoruz. Ayni yere 2 araba gitmeye ne gerek var dimi? Ailelerin kendi arkadaslarinin verdigi davetlere hep beraber gidiyoruz. Ben, arabanin arka koltugunda bir yanimda esim, bir yanimda gorumcem ortada otururken kendimi 15 yasinda cocuk gibi hissediyorum, ve herkes de bizi hala cocuk olarak goruyor. Onlar bize cocuk gibi davraniyor, biz kendimizi cocuk gibi hissediyoruz; buyuyemiyoruz, kendimizi gelistiremiyoruz. Etrafim, burada, 30 yasina gelmis ama ozguvensiz, kendi basina doktordan randevu bile almaya yeltenmeyen koca cocuklarla dolu.

Ama bunlarin hepsi normal, benim ayni yere gitsek bile, ayri arabalarla gidelim daha rahat ederiz,kafamiza gore bir seyler yapmamiz daha kolay olur demem 
A-normal, hemen hemen her zaman oldugu gibi :)

30 Nisan 2014 Çarşamba

Darisi basina...

"Darisi basina" kadar iyi niyetle soylenen ama soylenen kisiyi de bir o kadar sinir eden baska bir soz var midir acaba? Hele hele evleneli daha 5 ay olmusken her firsatta bebek istiyoruz imalari, insallah seneye bu gunlerde kucaginizda bebeginiz olur laflari, her bebek gorunce darisi basinalar vs. vs. vs... Bununla da kalmayip bir de cinsiyet siparisi. 
Her bebek Allah'in bir lutfu, bu dunyaya kendilerini kesfetmeye gelmis birer ruh, cok ozel melekler degil mi? Bu yuzden bebeklerin ilk aylarinda kiz mi erkek mi oldugu uzaktan bakinca pek anlasilmaz, cunku meleklerin cinsiyeti olmaz.
Buraya geldigimden beri iki uc arasinda gidip geliyorum: insanlara goremediklerini gostersem mi? Kendi dusuncelerimi aciklasam mi? Yoksa duymazdan, gormezden mi gelsem. Hic mi hic takmasam soylediklerini... Hala hangisinin daha dogru olduguna karar veremedim, dusunmekteyim. Ne zaman kafama bir seyi taksam, ustunde dusunsem evren cevaplari karsima cikariyor, tesadufen (!), hani su olmayan tesaduflerden :)
Ben bunlari dusune dururken, tchibo ya muhtesem renkli kahvaltilik urunleri gelmis. Ben renkli bardak, tabak vs. renkli olan her seye bayiliyorum. Adeta enerji veriyorlar bana, mutlu oluyorum.
Internetten alisverisi seviyorum :)




28 Nisan 2014 Pazartesi

Hayat devam ediyor, sen ne dersen de...

Hayat devam ediyor, ne kadar isin olursa olsun, ne kadar yorgun olursan ol, ne kadar canin bir sey yapmak istemese de... Bazi seyler var, yapilmasi gerek. En azindan benim yasadigim yerde boyle. Hayatimin 28 guzel yilini Istanbul'da yasadiktan sonra, Istanbul mu sevdigim adam mi diye sordum kendime. O sirada gokte Eros'u gormus olmam gerek ki, gozumu kapadim ve sevdigim adam dedim. Bir sehir insani mutlu etmeye yetse Istanbul'da yasayan herkes cok mutlu olurdu dedim, dogru da dedim amaaaa davulun sesi uzaktan hos gelirmis, iste onu bilemedim. Istabuldan 800 km uzakta beni nelerin bekledigini yasamadan nerden bilebilirdim? Su an kucuk bir sehirde yasiyorum. Oyle bir yer ki burasi; adetler, gelenekler gorenekler, aliskanliklar yuz yillardir degismiyor. Kimse de degismesini istemiyor, hatta degismemesi icin ellerinden geleni yapiyorlar. Yillardir ayni restoranlara gidip ayni yemekleri yiyorlar (haklarini yememek lazim ama Turkiye'nin en lezzetli mutfagina sahip yasadigim bu yer.) Ve bu durumun monotonlugunu fark eden tek kisi ben ve benim gibi disaridan gelen yabanci kisiler. 
Dun pazar gunuydu, haftanin en sevdigim gunu. Ama maalesef ayni derecede sevmedigim insanlarla - daha dogrusu esimin ailesinin arkadaslari ile 3 saatlik bir oglen yemegi yemek zorunda kaldigim gundu (simdi tek derdin 3 saatlik yemek mi yani diyeceksiniz ama sorun bakalim ondan onceki 2 gun nasil gecti - ayni sekilde uzunn yemek davetlerinde). Geldik nerdeyse 30 yasina, burada hala cocuklar ailelerinin yemeklerine katilmak zorunda, yani bu yazili bir kural degil ama zaten yazisiz kurallar yazililardan daha gecerli degil mi? Hani kucukken bizi zorla misafirlige gotururdu ya ailelerimiz, biz de sikintidan patlardik, o yemek masasi muhabbetleri uzadikca uzardi, bizim uykumuz gelirdi hatta koltukta uyurduk. Iste bu durum burda hala devam ediyor. Isin ilginci, bu, herkese cok normal geliyor. Dun esime; annenin babanin arkadaslari ile gittigi yemege biz neden gitmek zorundayiz dedim, bana icime seytan girmis gibi bakti :). Ayrica bu insanlarla daha 2 hafta once beraber yemek yemistik zaten. Gecen sefer esimin babasi davet etmisti bu kisileri, bu sefer onlar bizi davet etti. Her 2 haftada bir iadei ziyaret yapiyoruz anlayacaginiz. Ne zaman son bulur bilemem, baslangici bizim portakalda vitamin oldugumuz gunlere dayaniyor... 
Neyse dun cok sikici gecen 3 saatten sonra cok sukur kalktik yemekten, biz kalkalim demesek daha da oturuyorlardi yani. Hayir istiyorlarsa otursunlar kendi arkadaslariyla ama "bir yere beraber gidilirse beraber kalkilir" yazisiz kurali var burda, yoksa daha once duymamis miydiniz:) 
Simdi bu satirlari yazinca cok mutsuz bir hayatim oldugunu dusunebilirsiniz.
Oyle degil aslinda, cok sukur gayet mutluyum. Gecinmek icin calismak zorunda degilim. Imkanlarimiz cercevesinde cok rahat bir hayatim var. Ozellikle Istanbul'da calisirken her sabah saat 6 da kalkip, 40 km yol gidip, her aksam da 2,5 saat donus yolu trafigi cektikten sonra, burada cennette oldugumu bile soyleyebilirim :) Ama iste bazi zamanlarda ozellikle sikici pazar gunu sofralarinda sagdan mi desem soldan mi desem yok yok her yerden geliyorlar bana. Bir tek bana geldikleri icin de herkes normal ben a-normal oluyorum. 
Ve bu a-normalligimi de cok seviyorum :) Umarim esim de sevmeye devam eder :)

Herkese harika bir hafta olsun...

24 Nisan 2014 Perşembe

Merhaba...

Merhaba,,
Ilk satirlari yazmak zor. Nerden baslayayim, neler anlatayim, ne kadar anlatayim...
Bunlari zaman gosterecek, ben sadece icimden ne gelirse onu yazacagim. Yazacagim cunku daha fazla kafamda kendi kendime konusursam deli oldugumu dusunmeye baslayacagim. 
Deli oldugumu dusunmedigim zamanlarda hayata hep pembe pencerelerden baktigim icin blogumun adini "pembe penceremden hayat" koydum. Yoksa pembe panjurlu bir evde oturmuyorum. Ama pembe panjurlu evlerin oldugu eskli turk filmlerini aratmayacak bir ask hikayesi yasadim ve sonunda mutlu sona kavustuk. Biz erdik muradimiza, sizler cikin kerevetine.
Iste tam da bu noktada yeni bir hikaye basladi benim icin, sonunun yine mutlu bitmesini arzuladigim (tabi Allah gecinden versin :)), bu blog sayfasina kadar uzanacak olan bir hikaye.
Ben hayatta herzaman paylasmayi sevdim, uzuntulerin, paylastikca gecmese bile insani rahatlattigini, mutluluklarin arttigini, baglarin kuvvetlendigini bilirim.

Bu aksam bu blogu acmama sebep olan, bir cikis yolu ararken karsima "tesadufen" cikan yaziyi sizinle paylasmak istiyorum. Yazinin sahibi; R.Sanal (kuantum dusunce hakkinda uzman, cok degerli, bilgili biri, daha fazla bilgi almak isterseniz www.rsanal.com adresine bakabilirsiniz.) Bu arada evet, kuantum dusunce, dusunce gucu, enerji, cakralar vs. ne ararsaniz hepsine inanmiyorum - gercek olduklarini biliyorum. Nasil 2*2=4 eder derken, inaniyorum ki iki kere iki dort eder demiyoruz, ben de dusunce gucune inaniyorum demiyorum. Bunun gercek oldugunu biliyorum ve ilerde daha detayli konusmak uzere bu konuyu simdilik kapatiyorum.

Bu blogun; bana ve okuyan herkese iyi gelmesini diliyorum. Eger tesadufen bu satirlari okuyorsaniz; bilin ki tesaduf diye bir sey yoktur. Benim bu blogu daha once veya daha sonra degil bugun yazmaya baslamamin, sizin de simdi okuyor olmanizin bir sebebi var. Sebebi ne olursa olsun ben iyi ki yaziyorum ve siz de iyi ki okuyorsunuz :)


Durup düşünmek… 
Kendi kendimizle sohbet etmenin o güzel tadı. 
Düşündükçe kendimizle ilgili, her şeyle ilgili yeni şeyler keşfederiz. 
Kendi kendimizin farkına varırız. 
Sonra bu farkına varışımızı sözcüklere dökmeye çalışırız. 
Daha yeni, daha kullanmadığımız sözcüklere. 
Hatta belki bunları yazarız. 
İşte o zaman insan olmanın onuru başımıza taç gibi konar.  
Çünkü insan olmak aslında biraz düşünmek, biraz hissetmek, biraz konuşmak, biraz da yazmak değil mi? 
R.SANAL

Sevgiyle kalin,,