Merhaba,,
Ilk satirlari yazmak zor. Nerden baslayayim, neler anlatayim, ne kadar anlatayim...
Bunlari zaman gosterecek, ben sadece icimden ne gelirse onu yazacagim. Yazacagim cunku daha fazla kafamda kendi kendime konusursam deli oldugumu dusunmeye baslayacagim.
Deli oldugumu dusunmedigim zamanlarda hayata hep pembe pencerelerden baktigim icin blogumun adini "pembe penceremden hayat" koydum. Yoksa pembe panjurlu bir evde oturmuyorum. Ama pembe panjurlu evlerin oldugu eskli turk filmlerini aratmayacak bir ask hikayesi yasadim ve sonunda mutlu sona kavustuk. Biz erdik muradimiza, sizler cikin kerevetine.
Iste tam da bu noktada yeni bir hikaye basladi benim icin, sonunun yine mutlu bitmesini arzuladigim (tabi Allah gecinden versin :)), bu blog sayfasina kadar uzanacak olan bir hikaye.
Ben hayatta herzaman paylasmayi sevdim, uzuntulerin, paylastikca gecmese bile insani rahatlattigini, mutluluklarin arttigini, baglarin kuvvetlendigini bilirim.
Bu aksam bu blogu acmama sebep olan, bir cikis yolu ararken karsima "tesadufen" cikan yaziyi sizinle paylasmak istiyorum. Yazinin sahibi; R.Sanal (kuantum dusunce hakkinda uzman, cok degerli, bilgili biri, daha fazla bilgi almak isterseniz www.rsanal.com adresine bakabilirsiniz.) Bu arada evet, kuantum dusunce, dusunce gucu, enerji, cakralar vs. ne ararsaniz hepsine inanmiyorum - gercek olduklarini biliyorum. Nasil 2*2=4 eder derken, inaniyorum ki iki kere iki dort eder demiyoruz, ben de dusunce gucune inaniyorum demiyorum. Bunun gercek oldugunu biliyorum ve ilerde daha detayli konusmak uzere bu konuyu simdilik kapatiyorum.
Bu blogun; bana ve okuyan herkese iyi gelmesini diliyorum. Eger tesadufen bu satirlari okuyorsaniz; bilin ki tesaduf diye bir sey yoktur. Benim bu blogu daha once veya daha sonra degil bugun yazmaya baslamamin, sizin de simdi okuyor olmanizin bir sebebi var. Sebebi ne olursa olsun ben iyi ki yaziyorum ve siz de iyi ki okuyorsunuz :)
Durup düşünmek…
Kendi kendimizle sohbet etmenin o güzel tadı.
Düşündükçe kendimizle ilgili, her şeyle ilgili yeni şeyler keşfederiz.
Kendi kendimizin farkına varırız.
Sonra bu farkına varışımızı sözcüklere dökmeye çalışırız.
Daha yeni, daha kullanmadığımız sözcüklere.
Hatta belki bunları yazarız.
İşte o zaman insan olmanın onuru başımıza taç gibi konar. Çünkü insan olmak aslında biraz düşünmek, biraz hissetmek, biraz konuşmak, biraz da yazmak değil mi?
R.SANAL
Sevgiyle kalin,,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder