25 Haziran 2014 Çarşamba

Bir Mesele Daha Var; Degismek ya da Degismemek

Degisim hakkinda ne dusunuyorsunuz desem, eminim bunu sonuna kadar desteklediginizi, cok gerekli bir sey oldugunu, degisim = gelisim demek oldugunu soylerdiniz. Degismezsek/gelismezsek hala daha mumla aydinlaniyor, at arabalari ile seyahat ediyor olurduk derdiniz. Aslinda sonuncu ornegi genelde hep ben veririm :)

Ama etrafinizdaki seylerin degil de sizin kendinizin degismesinden bahsediyor olsaydim ne derdiniz bana? Yine ayni cevaplari mi verirdiniz? Muhtemelen verirdiniz ama is uygulamaya gelince...? 

Ben hayatim boyunca degisimi destekleyen biri gibi gosterdim kendimi ama aslinda bir o kadar da sevmezdim, icten ice hicbir sey degismesin isterdim. Hep universite veya lise veya ortaokul veya ilkokul yillarinda kalalim, hocalarimiz hic degismesin, ailemizden hic ayrilmayalim, sevgilim hep sevgilim olarak kalsin, arkadaslarim uzaga tasinmasin... Kendime bir "comfort zone" kurdugum zaman bu hic degismesin isterdim. Bilinenin verdigi guven ve huzur. Yeniden baslamaya usenmek biraz da, ama en cok eskisi kadar iyi olmazsa hissi belki de. Aslinda tamamen cocukca bir ruh hali. Annesinden ayrilmak istemeyen cocuk misali, sevdigi seylerden ayrilmak istemeyen ama gercegi de yuksek sesle dile getirmeyen ben. 
Sonunda ne oldu, degisimi sevmiyorum ama bir taraftanda bunun yasamamiz icin gerekli oldugunu bildigimden kendimi tam ortasina attim bu durumun. 
Artik her sabah yataktan kalktigimda gordugum sehir farkli, yurudugum sokaklar farkli, gordugum kafeler, magazalar farkli, sokaktaki insanlar farkli. Bitmedi; her sabah kalkip yaptigim seyler eskisinden farkli, belki daha keyifli ama sonucta degistiler, gunumu nasil gecirdigim eskisinden tamamen farkli. Gun hala 24 saat ama o gunu benim bildigim "ben" yasamiyor sanki. 
Hayatindaki her sey birden degistigi zaman kendin kendine yabanci geliyorsun. Adeta bu yeni "ben"i tanimiyorum, neleri sever, neler yapmak ister, neler onu mutsuz eder, sorumluluklari neler, hayattan beklentisi nedir, bilmiyorum cunku daha once hic yasamadigim bir cevrede daha once hic yasamadigim olaylar yasiyorum. 
Bir "yeni" ben oluyorum ve oyle yasiyorum sonra birden "eski" ben icerden bir yerlerden durtuyor beni, bu sen degilsin diyor, benim tanidigim sen bunlari hic yapmazdin diyor. Ben eski beni coook severdim ve su an sevdigim birinden ayrilmisim gibi geliyor.
Yeni beni de severim tabi -gerci daha yeni taniyoruz birbirimiz- cunku o da "benim" sonucta ama eski ben daha ozgurdu, daha farkli sorumluluklari vardi, daha dogrusu kendinen ve isinden baska hicbir sorumlulugu yoktu, bir seyi cani isterse yapar istemezse yapmazdi, kimse de onu zorlamaz - zorlayamazdi. Evet belki biraz yalnizdi ama yalnizligina da alismisti, yalnizligini da sevmisti. Ne kadar farkli ifadeler kullanirsam kullanayim aslinda eski ben yalniz ve ozgurdu. Yalnizligindan sikayet ederdi ama alismis demek ki ki simdi yeni durumlar cok zor geliyor ona.
Bazen sadece evde yalniz kalmak ve hicbir sey yapmamak istiyorum, kimseyle konusmamak, kimseyi gormemek cunku bu bana eski beni hatirlatiyor, ozledigim beni.

Biliyorum biliyorum kulaga sacma ve cilginca geliyor, eskisi de yenisi de benden sadece tek bir tane var, daha sizofrenik vaka olmadim ama boyle garip bir his kapliyor icimi zaman zaman. O zamanlarda da ya birinin dogum gunu ya gecmis olsun ziyareti ya katilinmasi gereken bir yemek cikiyor illaki. Hani o gel git gunlerinde yapmam gereken hicbir sey olmasa kendi kendime atlatacagim belki ama hep mi denk gelir!!!

Biliyorum, bir gun yeni bir yazi yazacagim, basligi "yeni beni cok sevdik" olacak, ama o yaziyi ne zaman yazarim su an hic bilmiyorum.







24 Haziran 2014 Salı

Yapmak ya da Yapmamak, Iste Butun Mesele Bu


Yapamiyorum, hicbir zaman yapamadim zaten. Biraz soguk, mesafeli bir durusum hicbir zaman olmadi. Bir seyi ya sevecegim ya uzak duracagim. Icimden geliyorsa yapacagim, gelmiyorsa neden yapayim ki? Ben de herkes gibi bir kere gelmedim mi bu dunyaya? Istemedigimiz seyleri yapacak kadar uzun mu zannediyoruz bu hayati? Ne zaman bitecegini nerden biliyoruz ki? 
Tahammul edemiyorum "-mis" gibi yapmaya. Etrafiniza bir bakin, -mis gibi yapan insanlar... Seviyormus gibi yapanlar, sevmiyormus gibi yapanlar, icinden geliyormus gibi yapanlar, istemem yan cebime koy diyenler, cok parasi varmis gibi yapanlar, parasi yokmus gibi yapanlar demek isterdim ama maalesef kendini oldugundan daha mutevazi gosterecek cok az insan biliyorum. Herkeste oldugundan farkli biri gibi gorunme cabasi. Neden acaba? Sevilme, takdir edilme ihtiyaci mi? Yoksa ayni seylerin kendine yapilmasi beklentisi mi? Mahalle baskisi mi, yetistirilme tarzi mi? Peki ya seni yetistirenler...? Ne kadar ozgur ve bilincli bir sekilde yetistirdiler seni? Nerden biliyorsun onlarin da "etraf ne der" kaygisindan boyle davranmadigini? Peki sen de sorgulamazsan olanlari, ilerde sen de ayni yanlislari yapmayacak misin? 
Peki ya etrafindaki herkesin seninle ayni fikirde olmamasini ne kadar anlayisla karsilayabiliyorsun? Yeryuzundeki milyarlarca insanin parmak izi birbirinden farkliyken, ayni evde ayni anne babanin yetistirdigi iki kardes bile birbirinden farkliyken, farkliliga bu kadar tahammulsuzluk niye? Neden korkuyorsun? Insanoglu herzaman bilinmeyenden korktu ve ne yazik ki bilmesi icin yapmasi gereken tek sey "dinlemek"ti, kulaklariyla degil, kalbiyle... ve bunu bile yapmadi. Cunku dinlerse hak verebilirdi ama yuksek egosu baskasinin hakliligini kabul ederse bu kendi haksiz oldugu anlamina gelmiyor muydu? Aslinda tabi ki o anlama gelmiyor ama egomuz bu sekilde islemiyor. 
Egomuzun isleyis seklini cok iyi bilip, gerektiginde ona uzun uzun anlatmamiz gerekiyor, artik kucuk bir cocuk olmadigimizi, kimsenin bize kizmaya hakki olmadigini, kendini savunmak zorunda olmadigini, yanlis yapsa bile kimsenin onu cezalandirmayacagini, aslinda yalnis diye bir sey olmadigini hepsinin gelisim yolunda atilmasi gereken adimlar oldugunu... 
Peki size bir sey sorayim; birini icinden geldigi icin mi aramak daha degerlidir, yoksa baskasi aramani soyledigi icin aramak mi? Ben birini kandirip, "-mis" gibi yapip nasil aksam yastiga kafami rahat koyabilirim ki? Kac yasina geldim hic utanma yok mu bende de karsimdakini kandiriyorum. Ustelik neden yapiyorum bunu; o kisi mutlu olsun diye... Simdi mutlulugun disardan birinin bize verdigi bir sey olmadigini, icimizde oldugunu vs. hic soylemeyecegim ama oyle. Hayatta neyi yaparsak yapalim, karsimizdakini degil kendimizi mutlu etmek icin yapmaliyiz. Karsimizdaki bizi "gercekten" seviyorsa zaten mutlu olur bizim mutlulugumuzla. Bunun disindaki tum davranislar bir seyleri "feda" edip bundan "kar" etmek amaciyla yapiliyordur ve sonu, sahtekarligin etik yanlisligi disinda cesit cesit hastaliga davetiye cikarmasidir. Ben ne zaman baskalarinin mutlulugu icin degil kendi mutlulugumuz icin bir seyler yapilmali desem, bircok kisinin kulagina "bencilce" gelir bu sozler .Tik tik oradaki; burada yazilanlari yuzundeki gozlerle degil, kalbindeki gozlerle oku lutfen. Daha da baska bir sey soyleyemem sana keza ayni dili konusmuyoruz ki kelimelerle anlatabileyim kendimi sana.
"Senin icin ....... yaptim." boslugu istediginiz herhangi bir seyle tamamlayabilirsiniz, eger bu cumleyi gun asiri kullaniyorsaniz, illa yuksek sesle dile getirmeniz gerekmez, icinizden geciriyorsaniz bile artik baskalarini mutlu etmeye calisip, bundan medet ummak yerine, kendi mutlulugunuz icin bir seyler yapma zamaninizin gelmis demektir.






2 Haziran 2014 Pazartesi

Bu Bir Alkali Diyet Yazisi Degil!

Evlendikten sonra 5 ayda 6 kilo alinca, uzerine bir de yaz gelince her Turk kadini gibi bende de alarmlar calmaya basladi tabii. Subat ayindan beri vermeye calistigim kilolar, adeta ben "git" dedikce "gel" hatta "yatiya kal" diyorum anladilar. Yeni evli olmamiz ve yeni bir eve cikmis olmamiz sebebiyle (yanlis anlasilmasin evlendikten sonra ikinci bir yere tasinmadik, evlendik ve yeni kurdugumuz evde yasamaya basladik ama bulundugum yerde, evlenmek bir ziyaret sebebi, yeni bir evde yasamaya baslamak da ayri bir ziyaret sebebi) gelenimiz gidenimiz birkac ay bitmedi, cok sukur. O kadar ki, korkudan yazlik bir eve tasinmak yerine otelde kalmaya karar verdik bu sene. Simdi o kadar insana bir kere daha is cikarmayalim dedik :) 
E simdi yeni evlisin, bu yoreye disardan gelmissin, insanlar merak eder, konusmak ister. Onlara biraz malzeme vermek lazim:) Evini nasil dekore etmissin, esyalarini nereden almissin, dugune gelip gorduler yetmez dugun fotograflarini hatta dugun videosunu da gormek isterler. Ne giymissin, ikram icin ne hazirlamissin, hangilerini "kendi ellerinle" yapmissin... bunlar hep gundemi mesgul eden konular tabii.
Misafir gelmeden once aman kizim yabanci degil onlar cok bir sey yapma derler, o gun geldiginde bunlari katli kurabiyelige koyma, ayri ayri tabaklara koy daha cok gorunsun derler. Misafir gelecegi zaman cikar gumus esyalarini onlar gidince begenmiyorsan kaldirirsin derler. Iki dakika mutfaga gidip geldiginde, salonun degismis dekorasyonunu gorunce - sasar kalirsin, isik hizini cozmus hatta asmis bu insanlar helal olsun dersin. 101 farkli obje 101 farkli sekilde nasil yerlestirilir diye sor, en usta ic mimarlar halt eder yanlarinda. Boyle guzel eglenceli bir yer burasi anlayacaginiz.
E durum boyle olunca, gectigimiz 5 ay boyunca kendimi sabah 7 de kek cirparken mi bulmadim, yoksa aksam 11 de tiramisu yaparken mi hic sormayin. Ben de 40 yillik tecrubeli ev hanimi degilim tabii, bir yemek yaparim 1 makine bulasik cikaririm. Soganlari ayri tahtada dograrim, kabaklari ayri. Ikisi ayni yemege giriyor ama olsun :) Sogan, sarimsak dogramadan once mutlaka eldivenlerimi takarim, koku basimi agritmasin diye davlumbazi son hiz calistiririm, bu sefer de gurultuden basim agrir, e o kadar problem kadi kizinda da olur derim. Hem teknoloji o kadar gelismedi daha, cok da yuklenmemek lazim muhendislerimize :) Eger cevrenizde yeni fikir gelistirmek konusunda zorluk ceken bir muhendis tanidiginiz varsa hemen bana yonlendirebilirsiniz. Denizde kum, ben de ihtiyac hic bitmez. Bu dunyaya sefa surmeye gelmisim sanki. Yarim saatlik yolculukta bile arabanin klimasini 5 kere acar kapar, muzigin sesini her sarkida ayri ayarlarim. Migrenim var diye mi ben boyleyim yoksa ben boyleyim diye mi migrenim var, ayrica bunun konumuzla ne ilgisi var, tabi ki ben boyle oldugum icin bahar... (cumlenin sonu nasil bahara baglandi ustelik yaz gelmisken derseniz, bknz : Candan Ercetin, Bahar)

Evet bu bir alkali diyet yazisi olacakti, kendimce yeni ogrendigim seyleri sizinle paylasacaktim ama bambaska bir varis noktasindan ciktik bu sefer. Simdi bir daha yazmaya baslasam valla yapamam :)

Hayat da boyle degil mi zaten, bazen kafamizdaki yere gitmeye calisirken ayaklarimiz bizi bambaska yerlere goturur, zaten hayat da buna izin verdigimiz zaman heyecan verici bir yolculuk olmaya baslamiyor mu?




Herkese iyi yolculuklar, vakit yok gemi kalkiyor artik...


Wonderland'dan haberler

"Muzur" bir arkadasimin önerisi uzerine bulundugum lokasyona "wonderland" demeye karar vermis bulunuyorum.
Oyle bir wonderland ki burasi, internet baglantim yoktu :) An itibariyle bu sorun "kismen" cozuldugu icin ne kadar mutluyum anlatamam. Bu arada, internetten once ne yapıyorduk sorusunun cevabını buldum; kitap okuyorduk! 
Gectigimiz haftalar icerisinde yaklasik 1000 sayfa kitap okudum. Ne okudugumu sorarsaniz, bedenden girdim ruhtan ciktim desem yeridir.
Yasemin Soysal'in "Tek Sisman Beyniniz" kitabi ile basladim. Aysegul Coruhlu'nun "Alkali Diyet" ve "Tokuz ama Aciz" kitabi ile devam ettim. Hizimi alamadim Miyase Bulbul'un "Alkali Yasam, Alkali Mutfak" kitabinı da okudum. Ogrendigim bilgiler gercekten cok carpiciydi. Bende yasam ve beslenme aliskanliklarim uzerinde ciddi degisiklikler yapmami saglayacak kadar etkili oldu. Ancak su an "cikolatali gunlerin" geliyor olmasi ile "bana bir parca cikolata verenin kirk yil kolesi olurum" noktasindayim, insallah yakinda gececek :)
Bu kitaplar bitti, yine Yasemin Soysal'in bu sefer "Tek Suclu Beyniniz" kitabini okudum. Uzerine Louise Hay'in "Dusuncenin Iyilestirici Gucu" nu okudum. O da yetmedi, Ozer Ucuran Ciller'in "Tanri Parcaciginin Sirri" kitabina baslamistim ki, kitapta yazdigi seyleri anlamak icin ufak capta bir kuantum fizikcisi olmamiz gerektigini anladim. 



Keske kitabin uzerine "Bilimsel Bir Yaklasim" yazacaklarina; "Bogazici, ODTU veya ozel universitelerin burslu bolumlerinden mezun, fizik - kimya uzerine egitimini tamamlamis, bilmem ne alanlarinda yuksek lisans yapmis, en az 3 yil uluslararasi sirketlerin benzer pozisyonlarinda gorev almis, askerligini tamamlamis, bekar veya en az 3 yil cocuk yapmayi dusunmeyen adaylarin bu kitabi okumasi rica olunur."  yazsalardi. :))))
Okudugum kitaplardan kendime not dustugum seyleri burada da yazacagim ki evinde internet olup bu kadar bos vakti olmayan herkes faydalansin. Hem yazarken belki kendime de tekrar hatirlatmis olurum :)
Bunlarin haricinde, burada kitap okumanin disinda ki en buyuk zevkim tenis hocamin kafasina top atmak :) 
Eger bu yaziyi bir tenis hocasi okursa diye not : gercekten isteyerek yapmiyorum, ben masumum.

Wonderland'den simdilik bu kadar, internetin cektigi ilk firsatta gorusmek uzere...

Pembe Pencere'nin notu : Hayat bos, eglenin cosun canlar :)