30 Nisan 2014 Çarşamba

Darisi basina...

"Darisi basina" kadar iyi niyetle soylenen ama soylenen kisiyi de bir o kadar sinir eden baska bir soz var midir acaba? Hele hele evleneli daha 5 ay olmusken her firsatta bebek istiyoruz imalari, insallah seneye bu gunlerde kucaginizda bebeginiz olur laflari, her bebek gorunce darisi basinalar vs. vs. vs... Bununla da kalmayip bir de cinsiyet siparisi. 
Her bebek Allah'in bir lutfu, bu dunyaya kendilerini kesfetmeye gelmis birer ruh, cok ozel melekler degil mi? Bu yuzden bebeklerin ilk aylarinda kiz mi erkek mi oldugu uzaktan bakinca pek anlasilmaz, cunku meleklerin cinsiyeti olmaz.
Buraya geldigimden beri iki uc arasinda gidip geliyorum: insanlara goremediklerini gostersem mi? Kendi dusuncelerimi aciklasam mi? Yoksa duymazdan, gormezden mi gelsem. Hic mi hic takmasam soylediklerini... Hala hangisinin daha dogru olduguna karar veremedim, dusunmekteyim. Ne zaman kafama bir seyi taksam, ustunde dusunsem evren cevaplari karsima cikariyor, tesadufen (!), hani su olmayan tesaduflerden :)
Ben bunlari dusune dururken, tchibo ya muhtesem renkli kahvaltilik urunleri gelmis. Ben renkli bardak, tabak vs. renkli olan her seye bayiliyorum. Adeta enerji veriyorlar bana, mutlu oluyorum.
Internetten alisverisi seviyorum :)




28 Nisan 2014 Pazartesi

Hayat devam ediyor, sen ne dersen de...

Hayat devam ediyor, ne kadar isin olursa olsun, ne kadar yorgun olursan ol, ne kadar canin bir sey yapmak istemese de... Bazi seyler var, yapilmasi gerek. En azindan benim yasadigim yerde boyle. Hayatimin 28 guzel yilini Istanbul'da yasadiktan sonra, Istanbul mu sevdigim adam mi diye sordum kendime. O sirada gokte Eros'u gormus olmam gerek ki, gozumu kapadim ve sevdigim adam dedim. Bir sehir insani mutlu etmeye yetse Istanbul'da yasayan herkes cok mutlu olurdu dedim, dogru da dedim amaaaa davulun sesi uzaktan hos gelirmis, iste onu bilemedim. Istabuldan 800 km uzakta beni nelerin bekledigini yasamadan nerden bilebilirdim? Su an kucuk bir sehirde yasiyorum. Oyle bir yer ki burasi; adetler, gelenekler gorenekler, aliskanliklar yuz yillardir degismiyor. Kimse de degismesini istemiyor, hatta degismemesi icin ellerinden geleni yapiyorlar. Yillardir ayni restoranlara gidip ayni yemekleri yiyorlar (haklarini yememek lazim ama Turkiye'nin en lezzetli mutfagina sahip yasadigim bu yer.) Ve bu durumun monotonlugunu fark eden tek kisi ben ve benim gibi disaridan gelen yabanci kisiler. 
Dun pazar gunuydu, haftanin en sevdigim gunu. Ama maalesef ayni derecede sevmedigim insanlarla - daha dogrusu esimin ailesinin arkadaslari ile 3 saatlik bir oglen yemegi yemek zorunda kaldigim gundu (simdi tek derdin 3 saatlik yemek mi yani diyeceksiniz ama sorun bakalim ondan onceki 2 gun nasil gecti - ayni sekilde uzunn yemek davetlerinde). Geldik nerdeyse 30 yasina, burada hala cocuklar ailelerinin yemeklerine katilmak zorunda, yani bu yazili bir kural degil ama zaten yazisiz kurallar yazililardan daha gecerli degil mi? Hani kucukken bizi zorla misafirlige gotururdu ya ailelerimiz, biz de sikintidan patlardik, o yemek masasi muhabbetleri uzadikca uzardi, bizim uykumuz gelirdi hatta koltukta uyurduk. Iste bu durum burda hala devam ediyor. Isin ilginci, bu, herkese cok normal geliyor. Dun esime; annenin babanin arkadaslari ile gittigi yemege biz neden gitmek zorundayiz dedim, bana icime seytan girmis gibi bakti :). Ayrica bu insanlarla daha 2 hafta once beraber yemek yemistik zaten. Gecen sefer esimin babasi davet etmisti bu kisileri, bu sefer onlar bizi davet etti. Her 2 haftada bir iadei ziyaret yapiyoruz anlayacaginiz. Ne zaman son bulur bilemem, baslangici bizim portakalda vitamin oldugumuz gunlere dayaniyor... 
Neyse dun cok sikici gecen 3 saatten sonra cok sukur kalktik yemekten, biz kalkalim demesek daha da oturuyorlardi yani. Hayir istiyorlarsa otursunlar kendi arkadaslariyla ama "bir yere beraber gidilirse beraber kalkilir" yazisiz kurali var burda, yoksa daha once duymamis miydiniz:) 
Simdi bu satirlari yazinca cok mutsuz bir hayatim oldugunu dusunebilirsiniz.
Oyle degil aslinda, cok sukur gayet mutluyum. Gecinmek icin calismak zorunda degilim. Imkanlarimiz cercevesinde cok rahat bir hayatim var. Ozellikle Istanbul'da calisirken her sabah saat 6 da kalkip, 40 km yol gidip, her aksam da 2,5 saat donus yolu trafigi cektikten sonra, burada cennette oldugumu bile soyleyebilirim :) Ama iste bazi zamanlarda ozellikle sikici pazar gunu sofralarinda sagdan mi desem soldan mi desem yok yok her yerden geliyorlar bana. Bir tek bana geldikleri icin de herkes normal ben a-normal oluyorum. 
Ve bu a-normalligimi de cok seviyorum :) Umarim esim de sevmeye devam eder :)

Herkese harika bir hafta olsun...

24 Nisan 2014 Perşembe

Merhaba...

Merhaba,,
Ilk satirlari yazmak zor. Nerden baslayayim, neler anlatayim, ne kadar anlatayim...
Bunlari zaman gosterecek, ben sadece icimden ne gelirse onu yazacagim. Yazacagim cunku daha fazla kafamda kendi kendime konusursam deli oldugumu dusunmeye baslayacagim. 
Deli oldugumu dusunmedigim zamanlarda hayata hep pembe pencerelerden baktigim icin blogumun adini "pembe penceremden hayat" koydum. Yoksa pembe panjurlu bir evde oturmuyorum. Ama pembe panjurlu evlerin oldugu eskli turk filmlerini aratmayacak bir ask hikayesi yasadim ve sonunda mutlu sona kavustuk. Biz erdik muradimiza, sizler cikin kerevetine.
Iste tam da bu noktada yeni bir hikaye basladi benim icin, sonunun yine mutlu bitmesini arzuladigim (tabi Allah gecinden versin :)), bu blog sayfasina kadar uzanacak olan bir hikaye.
Ben hayatta herzaman paylasmayi sevdim, uzuntulerin, paylastikca gecmese bile insani rahatlattigini, mutluluklarin arttigini, baglarin kuvvetlendigini bilirim.

Bu aksam bu blogu acmama sebep olan, bir cikis yolu ararken karsima "tesadufen" cikan yaziyi sizinle paylasmak istiyorum. Yazinin sahibi; R.Sanal (kuantum dusunce hakkinda uzman, cok degerli, bilgili biri, daha fazla bilgi almak isterseniz www.rsanal.com adresine bakabilirsiniz.) Bu arada evet, kuantum dusunce, dusunce gucu, enerji, cakralar vs. ne ararsaniz hepsine inanmiyorum - gercek olduklarini biliyorum. Nasil 2*2=4 eder derken, inaniyorum ki iki kere iki dort eder demiyoruz, ben de dusunce gucune inaniyorum demiyorum. Bunun gercek oldugunu biliyorum ve ilerde daha detayli konusmak uzere bu konuyu simdilik kapatiyorum.

Bu blogun; bana ve okuyan herkese iyi gelmesini diliyorum. Eger tesadufen bu satirlari okuyorsaniz; bilin ki tesaduf diye bir sey yoktur. Benim bu blogu daha once veya daha sonra degil bugun yazmaya baslamamin, sizin de simdi okuyor olmanizin bir sebebi var. Sebebi ne olursa olsun ben iyi ki yaziyorum ve siz de iyi ki okuyorsunuz :)


Durup düşünmek… 
Kendi kendimizle sohbet etmenin o güzel tadı. 
Düşündükçe kendimizle ilgili, her şeyle ilgili yeni şeyler keşfederiz. 
Kendi kendimizin farkına varırız. 
Sonra bu farkına varışımızı sözcüklere dökmeye çalışırız. 
Daha yeni, daha kullanmadığımız sözcüklere. 
Hatta belki bunları yazarız. 
İşte o zaman insan olmanın onuru başımıza taç gibi konar.  
Çünkü insan olmak aslında biraz düşünmek, biraz hissetmek, biraz konuşmak, biraz da yazmak değil mi? 
R.SANAL

Sevgiyle kalin,,